Çok şeye sahip olmak, az şeye ihtiyaç duymaktan daha yorucudur. Eşyanın kölesi olan, özgürlüğünü kaybeder. İnsan ruhu eşyalarla dolmaz da doymaz da sadece ruhundaki boşluk daha pahalı hale gelir. İnsanın sahip oldukları insana sahip olmamalıdır. Az şeye ihtiyacı olanın ruhu daha özgür olur.
“İnsanlar sevilmek için yaratıldılar, eşyalar ise kullanılmak için. Dünyadaki kaosun nedeni; eşyaların sevilmeleri, insanların kullanılmalarıdır.” diyor Üstad Cemil Meriç
Evet, yaşadığımız hayatta eşya yüceltildi, insan küçüldü. Hayatın gerçekliği içinde eşya ile ilişkimizi iyi irdelemek ve eşya ile olan sınavımızın seyrini doğru bir duruşa oturtabilmek zorundayız.
Diyebiliriz ki; günümüz insanının yaşam felsefesi eşya odaklı. Kapitalizm eşya ile meşgul ederek insanı işgal ediyor. Modern yaşam tarzında insan eşyanın işgali altında, eşya etken, insan edilgen durumda. İnsanlar eşyaların büyülediği ve zamanla bozduğu varlıklara dönüştü ve eşyanın boyunduruğu altında bunalıyor. Hazza ayarlanmış hayatlar, mutluluğu eşyada arıyor. Eşya edinmede alabildiğine hırslı, hevesli ve doyumsuz bir gidişat var.
Eşyanın çekim gücü oldukça yüksek. Eşya yaşamın cazibe merkezine konulmuş. Her yeni ürüne anında gereksinim duyuluyor. Sürekli daha fazla eşya edinmek için uyarılıyoruz, ayartılıyoruz, kışkırtılıyoruz. Eşya araç olmaktan çıkmış, amaç haline gelmiş. Eşya ile kıymetlendiğini zanneden insanlar geleceğinin güvencesini malda, mülkde eşyada görüyorlar. Mâbetten uzaklaşan kitleler marketlere sığınmış durumdalar.
Modern insan eşyanın esareti altında. Kesintisiz bir eşya edinme yarışı kıyasıya devam ediyor. Her teknoloji kendi felsefesini beraberinde getiriyor. Bugün insanlaşmanın önündeki en büyük engel insanın robotlaşması yani eşyalaşmasıdır. İnsan eşyanın kullanıcısı mı, kulu mu ayırt etmek çok zorlaştı. Abdullah İskenderi şöyle diyor: “Bir eşyadan diğer eşyaya seyahat edip durma! Aksi halde daha önce dönüp geldiği yere tekrar tekrar gelen değirmen eşeği gibi olursun”.
Biz eşya için yaratılmadık. Aksine Allah (c.c) tüm evreni ve içindekileri bize hizmet etmesi için emrimize verdi. Eşya bize emanettir. Eşyaya takılı kalmak, dahası eşyaya tapınmak bizi çok küçültüyor. Eşyayı kutsayan, kendi yaptığına kendisi tapan putperestlerin konumuna düşüyor. Bu durum belki de günümüzdeki en çetin sınavımız. Eşya bizi refaha (rahata) erdirse de felaha (kurtuluşa) erdiremez.
İnsanın dili, kalbi, zihni sürekli eşyayı zikrediyorsa, hayalindeki eşyayı sayıklıyorsa zillet (aşağılık) o kişinin paçasına yapışmış demektir. Bu zilletten kurtulmak için; “Eşya bakışlı’’ bir yaşamdan, “Esma (Allah’ın isimleri) bakışlı’’bir hayata hicret etmek gerekiyor. Bu işin ayarı Peygamberimizin sünnetine uygun yaşamakta saklı. Eşyanın metafiziğine kafa yormak lazım. Her şey kendi lisanı hali ile Allah’ı tesbih ediyor. Bu anlayış tek dünyalı olmaktan kurtulmamızı gerektiriyor.
Hindistanlı âlim Muhammed Yusuf Kandehlevi şöyle diyor: “İnsanlar ve eşyalar Allah katında bir terazinin iki kefesi gibidir. Eğer Allah katında insanın değeri artarsa, eşyanın değeri düşer ve fiyatlar ucuzlar. Şayet insanın değeri düşerse, eşyanın değeri artar ve pahalılık olur.”
Mutluluk, daha fazlasına sahip olmakta değil, az ile yetinebilmekte saklıdır. Maddi zenginlik, ruhsal fakirliğin örtüsü olmamalıdır. Eşyalar parlar ama ruhu ısıtmaz. Dünya malı dünyada kalır ama o mal için harcadığın ömür geri gelmez. Bu sözler, modern çağın getirdiği eşya tutkusunun insan ruhuna verdiği zararı ve“minimalist yaşam”ın (“az ama öz” ilkesine dayanarak gereksiz eşya ve düşüncelerden arınma, sadece temel ihtiyaçlara odaklanma ve böylece sadeleşerek içsel huzura ulaşma felsefesi) getirdiği huzuru vurgulamaktadır.
Eşyalarımızın kölesi olmamanız gerekiyor, zira onlar ihtiyaçlarımız için. Bu ayar tutturulamazsa insanın sahip olduğu her şey, gün geliyor insana sahip oluyor. Özgürleşmek sahipleri azaltmakla mümkündür. Dünyanın en özgür insanı sadece Rabbine güvenen ve O’nun kulluğuna sığınan insandır. Maddeye bağlanan ruh uçamaz. Eşya muhabbeti kanatlara takılan ağırlık gibidir. Eşyanın ihtişamına kulak asmamak, sadece insan olmaya, dünya ve ahiret huzurunu elde etmeye odaklanmak gerekir.
Gerçek zenginlik, çok şeye sahip olmak değil, az şeye ihtiyaç duymaktır. İnsan eşyayı kullanıp insanı sevmeye başladığında kul olur. İnsanı kullanıp eşyayı sevmeye başladığında ise pul olur. Dünya, içindekilerle birlikte bize Allah’ın bir emanetidir. Emanetçi olduğunu bilmeyen kendisini eşyanın sahibiyim sanır ve eşyaya olan tutkusu o insanın ruhunu kelepçe altına alır.
“İnsan çağımızda gönül tarlasına durmadan put dikiyor. Kendi türettiği eşyaya, kendi kurduğu sisteme veya kendinin yücelttiği insana tapmak yoluyla belki de kendine tapmaya çalışıyor” diyor Sezai Karakoç.
Eşyaya kul olmak, insanın özgürlüğünü maddiyata hapsetmesi ve ruhunu ilave yüklerle ağırlaştırmasıdır. Gerçek zenginlik, az eşya ile çok huzur bulabilmektir. Kul olunan her nesne insanı esir alır ve ruhundaki yükü ağırlaştırır. Eşyanın esiri olan, hayatın efendisi olamaz. Marifet eşyadan uzak olmak değil, eşyanın bizi yönetmesine izin vermemektir.


Karabük YSO Heyetinden Gaziantep Valisi Kemal Çeber’e Ziyaret
Karabük YSO Heyetinden Gaziantep Valisi Kemal Çeber’e Ziyaret
MUSTAFA ÇELENLİ YAZDI “ ÇABA BİZİM, HÜKÜM ALLAH’IN”
Yeniden Refah Partisi Safranbolu Teşkilatından Hayırlı Olsun Ziyareti
Okul Önlerinde Tedbirler Artırıldı
50. Turizm Haftası, Safranbolu’da Düzenlenen Törenle Başladı
MUSTAFA ÇELENLİ YAZDI “ MEŞGULÜM GARDAŞIM, SEN SONRA ARA!”
Fatih Çapraz Yazılı Bir Basın Açıklaması Yayımladı
