Karabük Haberleri

reklam

MUSTAFA ÇELENLİ YAZDI “DİMYAT’A PİRİNCE GİDERKEN EVDEKİ BULGURDAN OLMAK!”

MUSTAFA ÇELENLİ YAZDI “DİMYAT’A PİRİNCE GİDERKEN EVDEKİ BULGURDAN OLMAK!”
reklam
14 Ağustos 2026 - 10:29

“Dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan olmak” sözü, daha iyi veya daha çok şey elde etmeye çalışırken eldeki küçük ama kesin olan imkânı da kaybetmek anlamında kullanılan bir deyimdir. Kişinin elindekinden daha fazlasını veya daha kalitelisini arzu ederken asıl sahip olunan garantili değerin elden gitmesi demek olan bu deyim, hırsın ve aşırı isteklerin tehlikelerine dikkat çekerek, elde olanın kıymetini bilmenin önemini vurgular.

Deyimin hikayesi Mısır’ın Dimyat şehrine uzanır. Mısır, yüzyıllar boyunca ticaretin önemli merkezlerinden biri olmuştur. Özellikle pirinç, Dimyat’ın en önemli ihraç ürünlerinden biri olduğundan, Osmanlı döneminde Anadolu’dan pek çok tüccar Dimyat’a pirinç ticaretine gidermiş.

Hikâyeye göre, Karaman’da yaşayan bir tüccar İstanbul’dan Dimyat’a pirinç almak için yola çıkmış. Ticaretten elde etmeyi umduğu kârı şimdiden harcamaya başlamış. Hatta, evindeki tüm bulgurunu da satarak, Dimyat’tan daha fazla pirinç alabilmenin hesabını yapmış. Ancak, tüccarın gemisi Dimyat’a varmadan fırtınaya yakalanmış ve batmış. Tüccar canını zor kurtarmış. Tüm parası ve malları denizin derinliklerine gömülmüş ve tüccar, İstanbul’a eli boş dönmek zorunda kalmış. Evine döndüğünde bulgurunu da satmış olduğundan artık ne yiyecek bir şeyi ne de ticaret yapacak parası kalmamış. Tüccarın yaşadığı bu talihsiz olaydan sonra, “Dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan olmak” sözü özlü söz olarak, bu deyim de hırsın ve aşırı isteklerin insanları nasıl zor duruma düşürebileceğini anlatan bir uyarı olarak kullanılır olmuş.

Elde olanın kıymetini bilmek gereklidir. Hırs ve açgözlülük, elimizdekileri de kaybetmemize neden olabilir. Risk alma konusunda dikkatli olunmalıdır. Her şey her zaman yolunda gitmeyebilir ve planlarımız tersine dönebilir. Kendimizi ve ailemizi korumak, hırs uğruna onları riske atmamak gerekir.

Hesapların hesapla yapılmadığı bu çağın “Hesapsızlık Çağı” diye tanımlanması yanlış olmamıştır. İnsanlar hesapsızlıklar içinde huzursuz. Olması gereken önceliklerini gündeme bile almadan yaşantılarındaki gündemlerin lüzumsuz teferruatlardan oluşması, sorumluluklarının gündem dışı kalması insanları manen bunaltıyor. Bu gidişatın sonu ne olacak diye merak edenler fizikî sonuçlara takılıp kalıyorlar. Sonsuzluğa iman eden bizler öncelikleri nelere vermemiz, neleri dert etmemiz gerektiği konusunda çelişkiler yaşıyoruz. Maalesef menfaat, kariyer, kâr, kazanç, terfi, takdir edilme gibi ara sonuçlara takılıyor, asıl odaklanmamız gereken ulvi sonucu hiç hesaba katmıyoruz.

Güzel sonuçlara, ulvi hedeflere; sorumluluklarımızı kuşanmadan, sınavlarımızı başarmadan, süreçleri tamamlamadan, gayret ve teslimiyet testlerini geçmeden ulaşmanın mümkün olmayacağını bilmek durumundayız. Bilelim ki; “Her nefis kendi kazandığına karşılık rehindir.” (Müddessir, 38)

Unutmayalım; Her sonuç bir hak ediştir. Kim neyi, ne kadar hak etti ise o büyük günde kıl kadar haksızlığa uğratılmadan kendisine verilir. O nedenle herkes hayatının akışına bakmalı, gittiği yolun nereye çıktığını, gidişatının neye işaret ettiğini iyi hesap etmelidir. Kişinin istikameti, gayreti nereye yönelik ise günün sonunda varacağı yer orası olacaktır.

Biz bize düşeni yapmak, sonucu Allah’a bırakmakla mükellefiz. O bize bizden daha yakın ve bize bizden daha merhametlidir. Biz bize düşeni yaptıktan sonra o bizim için en güzel olanı yaratacaktır. Bize düşen görev ve misyon; Yeryüzünün halifesi, adil şahitleri olmak ve emanete sahip çıkmaktır. Bunun için son nefesimize kadar sınavda olduğumuzun bilincinde olmamız lazım. Başarı, kurtuluş, itibar, iktidar, huzur, mutluluk, fetih, şehadet, cennet, hepsi bu sınav sürecinin birer hak edişidir.

Müslümanın sorumluluklarına yoğunlaşması, sonucu Allah’a bırakması, gerekir. Her şey ondan ve her şey onun elinde. “Mutlu son takva sahipleri içindir.” (Araf, 128) Bize düşen sahih bir iman, sâlih bir amel, samimi bir niyetle mücadele ve sağlam bir duruştur. “Kâfirler istemese de Allah nurunu mutlaka tamamlayacaktır.” (Saf, 8)

Günün sonunda kuşlar filleri yenecek, Zalimler cehennemin gayyasına postalanacaktır. Nemrutların ateşi sönecek, Firavunlar suda boğulacak, Yusuflar tertemiz gömlekleri ile iktidara yürüyecek, Mutlaka ama mutlaka; mazlumların yüzü gülecek, zalimler belasını bulacaktır.

Gazze’yi gam edinmek, biz görevimizin neresindeyiz sorusuna cevap bulmamızı gerektiriyor. Esas bu sorunun cevabı netleşmeli ve bizi bu cevap düşündürmelidir. Herkes görevinin başına, sorumluluk alanına odaklanırsa Allah’ın yardımı muhakkaktır. Güzel bir son istiyorsak, derdimize, duruşumuza dikkat etmeye mecburuz. En büyük derdimiz, duamız ve hedefimiz sonumuzun hayırla sonlanması, son nefesimizdeki gidişimizin imanla olması olmalıdır.

reklam
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.

Copyright © 2023. Karabük Haberleri Her hakkı saklıdır.