Yazımızın başlığı kişilerin yaşadığı zorluklarda kendi yönünü ve kararlarını sorgulaması gerektiğini anlatan derin düşünce mektebi alıntısıdır. Her işinin ters gittiğini düşünen, herkesi kendine düşman sanan, her işin aleyhine işlediğini hayal eden biri, aynada yüzüne bakmayı akıl etmiyorsa, tersliklerin başkasının hatasından ve garezinden kaynaklandığı vehmine kapılabilir.
İnsanların içsel bunalımını, manevi boşluğunu veya toplumsal bir karamsarlığı ifade etmek için genellikle “kasvet” kelimesi kullanılır. Edebi ve felsefi bir tabir olarak da sıkıntılı zaman dilimlerini anlatmak için “kasvet çağı” tabiri meşhurdur. Anlam olarak “sıkıntı, keder, iç daralması ve huzursuzluk” durumunu belirten kasvet kelimesinin tarihsel ve edebi metinlerde toplumsal çöküşleri ya da umutsuz dönemleri tanımlamak için kullanıldığı bilinmektedir.
“Kasvetli Çağ” kavramı daha çok, farklı kültürlere ve inançlara karşı hoşgörülü olan Roma İmparatorluğu’nun Hristiyanlığın gelişiyle başlayan karanlık tarihini anlatır. Greko-Romen dünyada insan avları, kitap yakmalar, sürgün edilen filozoflar, yağmacı keşiş çeteleri, tapınakların yerle bir edilmesi, heykel ve tasvirlerin tahribatı gibi pek çok hadisenin yaşandığı bu dönem, Klasik Antikçağ’ın mirasını ortadan kaldırmış ve “Klasik Dünya”yı büyük bir yıkıma uğratmıştır.
Benzer yıkımlar günümüz çağdaş zihin ve yaşam dünyasında, insanımızda farklı şekillerde içsel sıkıntılar ve huzursuzluk olarak da kendini göstermektedir. Çağdaş insanın bitmeyen iç sıkıntısı bir salgın gibi tüm hayatı tehdit ediyor. Modern çağı bu anlamda “kasvet çağı” diye tanımlamak abartı olmaz kanaatindeyim. Zira yaşanan hayatta Kaybolan anlamlar, bulanıklaşan amaçlar, çürüyen idealler, cevapsız sorular, çözümsüz çırpınışlar, kâbusa dönen rüyalar hep bu kasvetin yansımaları.
Toplum, umutsuz, uyumsuz, uykusuz yığınlara dönüştü ve kaygılı, kederli, agresif hale geldi. Çökmüş duygularla, kaba ve katı davranışlarla, dar ve donuk düşüncelerle ufkumuzu kaplayan kasvet bulutları dünyamızı karartıyor. Bu bulutları dağıtmak için müracaat edilen bol ışıklı, çok sesli, renk cümbüşü yaşamlar insanlara huzur vermek yerine huzursuzlukları artırıyor.
Bir ruhsuzluk dalgasıdır aldı başını gidiyor. Bu dalga önce kalpleri vurdu ve insanları kalpsizleştirdi. Onun için çağımızın en büyük günahı kalp katilliğidir. Kalpler kasvete kurban gitti ve kaskatı kesildi. Gaflet ve kasvetin kucağında insanoğlu fıtratı ile zıtlaştı ve hakikate karşı duyarsızlaştı. Bedenine yatırım yaptı, ruhunu aç bıraktı. İslami ve insani değerler dumura uğradı. Vicdan, insaf, edep, insanlık, merhamet, şefkat gibi güzel özelliklerimiz gün geçtikçe gönlümüzden ve gündemimizden çıkıp gidiyor.
Bu kahredici kasvetten kurtulmanın bir yolunu mutlaka bulmak zorundayız.
Tatil, turizm, daha çok tüketim, müzik, oyun, eğlence, gökyüzünün mavisi, ormanın yeşili, altının sarısı, bu hastalığın tedavisine yetmiyor. Eşya, moda, marka, model tutkusu bu derde deva olmuyor. İmaj, prestij, makyaj, estetik, kozmetik gibi tutkular kasveti gidermiyor, insana huzur getirmiyor.
Rahmet kıtlığına, bereket yokluğuna, merhamet fukaralığına maruz kaldık. Kasveti kanıksadık, konfora aldandık, huzursuzluğa müptela olduk. Allah’a karşı saygı ve korkumuzu yitirdik, bencilleştik, bireyselleştik, bu yüzden kulluk ve kardeşliğimiz yara aldı.
Artık bu amansız illeti aşabilme irademizi ortaya koymak zorundayız, yoksa buna alışmaya devam edersek kendi bitişimiz kendi elimizle olacak. Bir Müslüman olarak bu gidişattan rahatsız olmalı ve bundan kurtulmanın mutlaka bir yolunu bulmalıyız. Teşhisi Rabbimiz koyuyor ve bizi uyarıyor: “İman edenlerin, Allah’ın zikri ve Kur’an’dan inen gerçekler karşısında kalplerinin saygı ve ürpertiyle yumuşayıp Allah’ın emirlerine tam teslim olma vakti hâlâ gelmedi mi? Sakın onlar daha önce kendilerine kitap verilenler gibi olmasınlar. Çünkü o kitap verilenler, vahye muhatap olmalarının üzerinden belli bir zaman geçince, artık ona olan saygılarını yitirmişler ve neticede kalpleri kaskatı kesilmişti. Onların pek çoğu Allah’a itaatten ve dinin sınırlarından çıkmışlardır.”(Hadîd-16)
Ayetten anlıyoruz ki, kasvetin asıl nedeni, İslami sorumlulukları ertelemek ve geçiştirmektir. Yükümlülüklerin sürece yayılması en büyük yozlaşma nedenidir. Kasvetin ilacı, imanın gerektirdiği tüm mükellefiyetlere ciddiyetle yönelmektir. Kullukta tutarlı ve kararlı olmaktır.
Bu bağlamda kasvetle savaşta en temel dinamiklerimiz Allah korkusu, Allah sevgisi, takva, teslimiyet, tövbe, tevazu, sohbet, secde, sadık dost, mücahede ve mücadele olmalıdır. Bir de ve en önemlisi de helal kazanç ve namazlara devam. Merhum Necip Fazıl meramımızı ne güzel dillendirmiş; “Bu kasvet dünyasında başka kalmadı özlediğim, Helal kazanç ve Namaz vaktinden başka ânını gözlediğim”
Arınma ve terbiye bilincini acilen kuşanmak zorundayız. Önce günahla kirlenen bakışlarımızı, belleğimizi ve benliğimizi temizlemeliyiz. Bir acil eylem planına çok acil ihtiyacımız var. Hem de hemen, şimdi, geciktirmeden, geçiştirmeden, gevşemeden. Bu günümüz kasvete savaş açtığımız ilk günümüz olsun. Bu istikamette Rabbim yâr ve yardımcımız olsun.


Jandarma’dan Uyuşturucu Operasyonu
Jandarma’dan Uyuşturucu Operasyonu
Jandarma’dan Uyuşturucu Operasyonu
Karabük’lü Tır Şoförü Uşak’ta Yaptığı Kazada Hayatını Kaybetti
TOBB’den Karabük TSO’ya 6 Yıldızlı Akreditasyon Sertifikası
AB Tescilli Yenice Ihlamur Balında Hasat Vakti
KARABÜK SEM SPORCUSUNDAN TÜRKİYE ÜÇÜNCÜLÜĞÜ
AK Parti Karabük İl Başkanı Salt’tan 24 Temmuz Gazeteciler ve Basın Bayramı Mesajı
