“Kabahat samur kürk olsa kimse sırtına almaz” sözü, insanların kendi hatalarını, kusurlarını veya suçlarını kabul etmekten kaçındıklarını, sorumluluğu üstlenmek istemediklerini anlatan bir deyimdir. Samur kürk çok değerli ve kıymetli bir giysi olmasına rağmen, “kabahat” (kusur/suç) samurdan bile olsa, insanlar (sorumluluk getirdiği için) kabul etmezler. Zira herkes kendini sütten çıkmış ak kaşık görüyor. Zeytinyağı gibi üste çıkmanın derdinde, kimse ayranım ekşi demiyor.
Nefsimizi temize çıkarmak değil, temizlemek gerekiyor. Zira nefsini temize çıkaran aldanmış, nefsini temizleyen ise arınmış oluyor. Ayette şöyle buyuruluyor; “Siz kendinizi temize çıkarmayın.”(Necm, 32) “ Nefsini temizleyen kurtulmuştur.” (Şems, 9). Hz. Yusuf as. ın duası da şu şekildedir; “Ben nefsimi temize çıkarmıyorum, çünkü nefis mutlaka kötülüğü emredicidir, ancak Rabbimin merhamet ettiği müstesna. Şüphesiz Rabbim bağışlayandır, rahmet edendir.” (Yusuf, 53)
Bugün yeryüzü Nefsi Emmâre İmparatorluğu’nun işgali altında gırtlağına kadar günaha batmış durumda. Onun için Modern Dünyada temiz kalmak çok zorlaştı. İnsanlar ben merkezliliğin zindanında zayi olduğunun farkında değil. Ego Egemen bir yaşamda herkes kendini yüceltme, temize çıkarma derdinde. Gurur, kibir, ucub tavan yapmış, kimse kendine toz kondurmuyor. Ortalık, suçüstü yakalansa bile suçu başkasının üstüne atabilme becerisini gösteren tuhaf insanlarla dolu. Kötülükleri, kirlilikleri kılıfına uydurma, kamufle etme, her türlü pisliğine rağmen kendini pazarlama maharetinde fevkalade becerikli ve her türlü rezaleti görmezden gelme gafletinde kitleler bulabilen insanlar var.
Herkes “kalbim temiz” tesellisinde lakin kimse kendine karşı dürüst değil, kendini kandırıyor. Taşlamamız gereken şeytanımızı vitaminli yiyeceklerle besliyoruz.Popüler kültür herkesi kendimi nasıl pazarlayabilirim derdine düşürmüş. Kimse suçunu kabul etme erdemini göstermiyor. Herkes kendi nefsinin avukatı, başkalarının yargıcı olmuş.İnsanlar kendilerini eleştiriye, uyarıya, nasihate kapatmışlar. Kimse ne günahını itiraf edebiliyor ne de af dilemeyi becerebiliyor.
Çok ciddi bir Yahudileşme temayülü altındayız. Hani şu, sürekli kendilerini temize çıkaran, üstün ırk gören, kurtuluşa erdiğini sanan Yahudi zihniyeti var ya topluma sinsice siniyor ve bir virüs gibi yayılıyor. Herkes kendi dünyasında günahları ile birlikte mutlu bir devran sürüyor. Ortalık, kendinden emin, geleceği garanti altında, nasıl olsa en güzel Müslümanlık bizde (!) tesellisi ile kendini temize çıkarma derdinde olan insanlarla dolu.
Hiçbirimiz günahsız ve masum değiliz. Buna rağmen ustalıkla kendimizi temize çıkarabiliyor, haklı bulabiliyoruz. Soframız, tezgâhımız, sanalımız, ticaretimiz, siyasetimiz sanki tertemiz. Toplumda kötülük ve ahlaksızlık kat sayısı artarken biz yine de bir şekilde kendimizi temize çıkarmayı becerebiliyorsak, çürümüşlükten çözüm çıkarma çabasında olduğumuzu fark etmemiz gerekiyor.
Kendimizi temizmiş gibi göstermekten vazgeçmek, gerçekten temizlenmenin ve temiz kalmanın yolunu bulmak zorundayız. Tövbe kapısı her zaman açık. Sorunun çözümü için öncelikle özeleştiri yapmamız gerekiyor. Orijinal ifadesi ile tövbe ve istiğfar yapmamız lazım. Nefsimizi temize çıkarmak yerine önce kendimizin yargıcı olmalıyız. Hangimiz günahsızız ki?
Hz. İsa (as)’a nispet edilen bir kıssada şöyle anlatılır; Yahudiler, zina yapmış bir kadını saçlarından sürükleyerek, arkalarında büyük bir kalabalık ile Hz. İsa peygamberin huzuruna geldiler. Hz. İsa’dan bu kadını cezalandırmasını istediler. Amaçları Hz. İsa’yı test etmekti. Çünkü kendinden önceki peygamber Hz. Musa’nın şeriatına göre zina eden kadının taşlanması gerekiyordu. Hz. İsa ise sürekli kendini yargılamayı, merhametli olmayı, Affetmeyi, Tövbe etmeyi, iyilik yapmayı tavsiye etmekteydi. Hz. İsa a.s. Kadını öldürtse NERDE TAVSİYE ETTİĞİN İYLİK ve MERHAMET diyecekler, Kadını bıraksa HZ. MUSA’NIN ŞERİATINA UYMUYOR diye fitne çıkaracaklardı.
Hz. İsa, Rabbinin ilhamı ile eğildi ve yere bir daire çizdi. O daire Allah’ın izni ve kudreti ile ona bakan herkesin geçmişte yaptığı, işlediği günahları gösteren bir ayna oluverdi. Hz. İsa yerden doğruldu ve kadını bırakın diye seslendi. Kadını bıraktılar. Kalabalığa; herkes bu aynaya baksın ve “İlk taşı günahsız olanınız atsın”dedi. Kalabalığın sesi bir anda kesildi. Hz. İsa geriye dönüp baktı ki, kadından başka o kalabalıktan geriye tek bir kişi kalmamış, hepsi oradan kaçmışlar.
Acaba o aynayı şimdi bizim önümüze koysalar, Hangimizin birbirimizin yüzüne bakacak ya da konuşacak halimiz olurdu? İçimizden o taşı atabilecek biri çıkar mıydı? Ya da günahlarımız bir levha halinde boynumuza asılsa yahut alnımıza yazılsaydı? Her halde alnımızda yer kalmazdı ve bu halimizle insanların yanına çıkamaz, kimsenin yüzüne bakamazdık. Bizi utandırmayan Rabbimize HAMD OLSUN.


Safranbolu’da Kuba Camii’nin Temeli Dualarla Atıldı
Safranbolu’da Kuba Camii’nin Temeli Dualarla Atıldı
KARABÜK BEŞİKTAŞLILAR DERNEĞİ AÇILDI
KARABÜK’TEN HACI KAFİLESİ DUALARLA UĞURLANDI
Ankara’da Karabük’ün Kültür ve Turizm Projeleri Masaya Yatırıldı
Akay: “Yenice’nin Malı Sahipsiz Değildir”
Karabük Merkezli Siber Dolandırıcılık Operasyonunda 18 Kişi Tutuklandı
Yeniden Refah Partisi Gençlik Kollarından Saha Çalışması
