Karabük Haberleri

reklam

MUSTAFA ÇELENLİ YAZDI “YA DİĞER GÜNAHLAR DA SAHİPLERİNİ SARHOŞ ETSEYDİ?”

MUSTAFA ÇELENLİ YAZDI “YA DİĞER GÜNAHLAR DA SAHİPLERİNİ SARHOŞ ETSEYDİ?”
reklam
01 Mayıs 2026 - 9:35

Geçmiş zamanın birinde, Evliyâullah’dan birinin dergahına sarhoş bir adam gelir. Talebeler; “Bu dergâha böyle gelinir mi, sen bu kapıyı bu halinle nasıl çalarsın” diyerek gelen adamı tartaklarlar. Evliya, adamı tartaklayan talebelerini görünce; “size ne oluyor ki dergâhın kapısına gelen adama bağırıyorsunuz? Bu adam içki içmiş ve sarhoş olmuş. Bir haram işlemiş Allah affetsin. Ya siz? Öfke ve nefret günahı da sizi sarhoş etmiş dergâha gelen adama sataşıyorsunuz” der.
İşlediğimiz günahlar da bizi sarhoş etseydi acaba hangimiz ayık gezebilirdik?

Evet, müptela olduğumuz, farkında bile olmadığımız o kadar günahlar işliyoruz ki, işlediğimiz günahlar bizi sarhoş etse, ya da her günahın farklı belirtileri olsa, mesela haram yemek karnımızı şişirse, iftira etmek yüzümüzü karartsa, yalan söylemek burnumuzu uzatsa, gıybet etmek dilimizi kabartsa, rüşvet yemek kulaklarımızı kızartsa ne yapardık? Zina, Faiz, Ana-babaya karşı gelmek, sihir ve büyü yapmak, devletin-yetimin malına el uzatmak, vatana ve millete ihanet etmek, hırsızlık yapmak… farklı belirtilerle sahibini ele verse halimiz nice olurdu?

Eğer mümkün olsa, “İnsanın kalbinden geçenler bir tepsinin içinde kendisinin olduğu söylenmeden kişini önüne konulsa ilk nefret eden kendisi olurdu” sözü kimsenin ayıpsız olmadığını anlatır. Gerçi kalbimizden geçenlerden söylenmedikçe ya da yapılmadıkça insanın mesul olmadığını Peygamber Efendimiz belirtmiş. Lakin sorumsuzca söylediklerimiz ve yaptıklarımız içki ve uyuşturucu gibi hemen dışarıya tesirini gösterse insan içine çıkacak halimiz kalmazdı.

Allah’ın sonsuz merhameti, affetme arzu ve beklentisi günahlarımızı örtüyor ve hamdolsun başkalarına gösterilmeyerek bizi rezil olmaktan koruyor.
Eski ümmetlerden, günah işleyenlerin sabahleyin kapılarına; bu şu günahı işledi diye yazılırmış şeklinde bilgiler geçer kitaplarda.

Allah, günah işleyenleri, hatalarını anlasınlar, pişman olsunlar ve tövbe etsinler diye hemen de cezalandırmıyor. “Eğer Allah, yaptıkları yüzünden insanları hemen cezalandırsaydı, yeryüzünde hiçbir canlı kalmazdı. Fakat Allah, onları belli bir süreye kadar erteler.” (Fâtır suresi 45) buyuruluyor.

Yüce Rabbimiz hem merhameti hem de imtihan kuralları gereği, diğer günahlar için böyle bir netice yaratmamış. Bu durumu, ibret almamız için sadece içki yasağı üzerinden göstererek dikkatlerimizi çekmiş.

İnsan, nisyana (unutkanlığa) müptela, çabuk unutuyor. Ne yaptığını da ne dediğini de ne yediğini de. Hatta çoğu zaman unuttuğunu bile unutuyor. En çok da Rabbiyle olan sözleşmesini unutuyor.

Rabbimiz de kulunun bu durumunu bildiğinden en büyük yanlışlarını bile bir itirafla, yürekten bir “affet!” yakarışıyla hiç geciktirmeden hemen affediveriyor. Kulunun “Ya affetmezse?” gibi aklından geçebilecek endişesini gidermek için bu hakikati elçisinin diliyle de perçinleyerek kim bilir kaç kez ne büyük günahların pençesine düşmüşlerin nasıl tövbe etmek şartıyla affedileceğini öylesine berrak anlatıyor ki, Ebu Zer r.a. hayretini gizleyemiyor da bu rahmeti anlatırken Peygamberimize, “Nasıl yani?”der gibi tekrar tekrar sormadan edemiyor,…günahını işlese de mi sorusunu üst üste tekrarlıyor ve; EVET Ebu Zer hayret etse de Allah affeder cevabını alıyor.

Bu rahmetin ahir zaman müminleri için birkaç kat daha fazla olduğu bildiriliyor. Çünkü zaman dehşetli, insanın bütün zaaflarını tüm çıplaklığıyla harekete geçirecek türlü işler, ayak oyunları ve şeytanın hileleri her ortamda rahatça cirit atıyor. Bataklığa düşen insanın elinden tutup çıkarmak gibi, günah batağına düşen insanların da çekilip çıkarılması gerektiğini söylüyor Hz. Peygamber. O nedenle günah işleyenlere karşı tepkilerimiz öfke ve nefret merkezli değil, şefkat ve merhamet merkezli olmalıdır. Sanki günah bize karşı işleniyor gibi davranmak çok yanlıştır. Bir günahın günah olduğunu söyleyen de ona ceza verecek yahut affedecek olan da Allah’tır.Biz kendimize düşeni yapmalıyız, şefkatle, hikmetle o filli ortadan kaldırma yolunu seçmeli, müminleri sevmeli, fenalığı için ise sadece acımalı, dua etmeli, şefkatle, muhabbetle giderilmesine çalışılmalıdır.

“Bir hatasından dolayı bir mümini kınayan, aynı hatayı işlemeden ölmez” nebevi ikazı her zaman için geçerlidir. Biz neyimize güvenip hatalarından dolayı müminlere içimizden öfke duyuyoruz? Aynı hataya bir gün düşmeyeceğimizden, aynı günahı işlemeyeceğimizden nasıl emin olabiliyoruz? İtibar son nefesedir. O zamana kadar bizim şeytana uymayacağımızı, o kişinin günahından tövbe edip affedilmeyeceğini kim söyleyebilir? Belki de günahı onu, Rabbine daha fazla yaklaştırıcı olacaktır.Kişinin yaptığı ibadetlerle övünüp “Ben! Ben” demesinden, işlediği günahın pişmanlığı ile kendisini Rabbinin kucağına atması ve o günahı vesilesi ile Rabbi ile ünsiyet peyda etmesi Allah için daha sevimlidir.

Bir de insan düşünmeli, günah işleyenin karşı karşıya kaldığı durum kendi başına gelseydi ne yapardı? Aynı fırsat, aynı tehlike, aynı entrika ile karşılaşsa? Cezaevinde katil suçu işleyenlerden bazılarının serencamını öğrendiğimde hep korkmuş ve Allah’ım aynı imtihanla beni ve kimseyi baş başa bırakma diye dua etmişimdir. Her zaman suç işleyenin suçlu olmadığını, kötü olmadığını düşünmek gerekir. Kötü olan suçtur ve Allah herkesi ondan korusun. Büyükler bile kadınla ve para ile imtihan etmemesi için Allah’a yalvarmışlardır. “Hiç kimse sınanmadığı günahın masumu değildir.” Kimse kendini o günahı işlemedim diye erdemli sanmamalı, günahı işleyeni de hor görmemelidir.

Ortada çirkin olan bir şey varsa o şey günahın kendisidir. Onun için günahkâra değil günaha karşı nefret duyulmalıdır. Allah Settar’dır günahları örter. Allah’ınSettar ismi hürmetine kardeşimizin günahını örtmek varken, gereksiz yere Allah’ın Kahhar(cezalandıran) eli olma gayretine gerek yoktur. İlla bu isme mazhar olmak istiyorsak, mümine yakışan kardeşine el uzatıp şeytanın kahrına vesile olmaktır! Bu daha doğru ve mü’mince bir yoldur.

Allah’ın tövbe kapısı her zaman açıktır. Zaten O, kendine gidelim diye bin bir çeşit vesile yaratandır.
İslam ceza hukukuna baktığımızda da görürüz ki tavır koyma insana değil, işlenen suça-günaha karşı olur. Suçluya uygulanacak ceza da kişiyi arındırmaya, temizlemeye dönük olmalıdır.

Ebu Derda r.a, günah işleyen birisine söven bir topluluğun yanından geçerken onlara: Eğer siz bu adamın bir kuyuya düştüğünü görseydiniz onun oradan çıkmasına yardım etmez miydiniz? diye sorar.
Ederdik cevabını alınca: “Kardeşinize sövmeyin, sizi onun durumuna düşmekten koruyan Allah’a hamd edin” der. Onlar; Demek sen ondan nefret etmiyorsun dediklerinde: Ben ondan değil, günahından nefret ediyorum” cevabını verir. Evet İslam; gönle girme ve gönülleri kazanma sanatıdır!

reklam
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.

Copyright © 2023. Karabük Haberleri Her hakkı saklıdır.