“Görüntü verip görevden kaçmak” ifadesi, genellikle günlük hayatta, sosyal medyada, kameralar önünde öne çıkma gayreti ile farklı görünüp aslında görevini yapmayan, önemli işlerde görünmeyip önemsiz işlerde baş rollerde yer alan kişileri eleştirmek ya da uyarmak için kullanılan bir halk söylemidir. Bu tür kişiler genellikle teferruatlarda oyalanıp işin aslına yaklaşmaz, sorumluluk almazlar.
“Teferruata takılıp aslı ıskalamak” deyimi de bir konunun, davanın ya da problemin en önemli ve hayati yönünü, özünü (aslını) bırakıp, tamamen geçici, ikincil ve önemsiz detaylarına (teferruatına) odaklanarak büyük resmi kaçıranlar için kullanılır. Bu durum insana, enerjisini yanlış yere harcattırır ve çözüme ulaşmaya engel olur.
Teferruata takılmak, insanı, ikinci derecede öneme sahip detayları ana konunun önüne koyarak, zamanı boşa harcamak, önemsiz sorunlarla uğraşırken asıl hedefi unutmak, parçaya odaklanıp bütünü görememek gibi sonuçlara götürür. Ufak taşlara takılı kalmak insana dağları aşmayı unutturur.
Asıl olanı bırakıp ayrıntılarda oyalanmak yükümlülüklerimizi yerine getirmemizde bizi yetersiz hale getirir. Gerçek maksattan uzaklaşıp teferruatta boğulmak, kalbi, zihni teferruatla meşgul ederken işin ruhunu kaçırmamıza, sorumluluklarımızdan kaçıp kolaycılığı seçmemize neden olur.
Rabbimiz; “Onlar ki Kur’an’ı kısımlara ayırdılar (işlerine geldiği gibi böldüler, bir kısmına inanıp bir kısmına inanmadılar). Rabbine yemin olsun ki, elbette biz onların hepsini inceden inceye hesaba çekeceğiz. Yapageldikleri bütün işlerin hesabını onlara mutlaka soracağız” (Hicr 91-93) ayeti ile, İlahi mesajı işine geldiği gibi parçalayıp, yorumlayıp mecrasından koparıp gereksiz, anlamsız zeminlere çekmenin sakınca ve sıkıntılarına işaretle çok ciddi uyarıda bulunuyor.
Bakara Suresine isim olan “Bakara Kıssası”na baktığımızda kastettiğimiz savrulmayı çok net bir şekilde görebiliyoruz. Kıssada Allah, İsrailoğullarına bir inek kesmelerini emrediyor. Onlar verilen emre itaat etmek yerine, emri bağlamından koparıp gereksiz sorularla işi sulandırma yolunu seçiyorlar. İneğin cinsini, rengini, yaşını tartışma konusu yapıp, ilahi teklifi yerine getirmede ayak sürüyorlar.
Bir Hoca Efendi Umrecilerine Hudeybiye’de yaşananları anlatıyor. Ağacın altında ölümleri pahasına Allah Resûlü’ne biat edenlerden (söz verenler) bahsediyor. Allah’ın onlardan razı olduğuna ayetlerin işaret ettiğini anlatıyor. Fakat ne hazindir ki, bu can alıcı konuyu dinleyenlerden bazıları ağacın altında gerçekleşen biat eylemini anlamak ve algılamak yerine, hangi ağaç olduğunu sorup o ağacı aramaya başlıyorlar. Halbuki Allah (cc) ağacı kutsamıyor, ağacın altındaki nebevî sözleşmeyi gündemimize taşıyor.
Hz. Ömer (ra) kendi halifeliğinde insanlar tarafından bu ağacın kutsallaştırıldığına, gündem sapmalarına neden olduğuna tanık olduğu için o ağacı kökünden kesip atıyor.
Yine Hz. Nuh (as)’ın kesintisiz tevhid mücadelesini ders ve dert edinmemiz gerekirken, insanlar Hz. Nuh’un gemisinin hangi ağaçtan yapıldığını merak konusu ediyor ve o ağacı kutsamak ile meşgul oluyorlar.
Kıyamet yaklaşıyor, ona hazırlık yapmaya odaklanmamız gerekirken, biz kıyametin kopuşunu tarihlendirme, takvimlendirme hesapları yapabiliyoruz. “Kıyamet ne zaman kopacak” diye soran birine Hz. Ebu Bekir r.a.ın “kıyametin zamanı ile değil ona ne hazırladığınla meşgul ol” uyarısı çok büyük bir ders olmuştur. Üstümüze görev olmayan, boyumuzu aşan alanlara burnumuzu sokuyor, kendimize gelip bir türlü oradan çıkmayı, “mesul olduğumuz şeylerle meşgul olmayı” beceremiyoruz.
Gerçekten bu durum nedir? Gaybı taşlamak mıdır? Haddimizi aşmak mıdır? Asıldan uzaklaşmak mıdır? Ciddi meselelere kafa yormak yerine, bir takım polemiklerle olması gerekenleri geçiştirmek midir? Sorun, yürek yetmezliği mi, eksen kayması mı, yoksa kafa karışıklığı mıdır?
Gerçi esasa odaklanmak derinlik ister içtenlik ister özveri ister. Teferruata takılmak kolaydır, kolaya kaçıştır, derine dalmamak, yüzeyde gezinip işin özüne inmeye cesaret edememektir.
Uzun zamandır büyük meseleleri küçük ayrıntılara kurban etme hastalığımızdan kurtulamadık.İslam dünyası ateş topuna, kan gölüne dönmüş, biz hâlâ 1400 yıllık bitmeyen, kapanmayan dosyalarla oyalanıyoruz. Abdullah bin Ömer, Kerbela’da Hz. Hüseyin’in şehit edildiği günlerde sivrisinek veya sinek kanının pis (necis) olup olmadığı ile uğraşanlara ve kendisine soranlara: “Hüseyin’in kanı elinizden akarken siz sineğin kanı ile uğraşıyor bana da onu mu soruyorsunuz?” diyerek önceliklerin ve asıl büyük meselenin göz ardı edilmesine gösterdiği tepki günümüz Müslümanlarının da en büyük ve en derin aymazlığı değil midir?
Artık aslımıza dönmemiz lazım. Hayati sorumluluklar bizi beklerken bizim seyirci ve yorumcu locasından olanları seyretme, hariçten gazel okuma ve ahkam kesme lüksümüz yoktur. Tabir caiz ise artık görüntü verip görevden kaçmak bizi sorumluluklarımızdan kurtarmıyor. İnsanlık bizden adalet ve adanmışlık bekliyor. Bu beklentiye vermemiz gereken cevabın süresini daha fazla uzatmaya hakkımız olmadığını anlamak için artık zamanımız kalmadı.


Safranbolu’nun Dört Bir Yanına Asfalt Atılıyor
Safranbolu’nun Dört Bir Yanına Asfalt Atılıyor
AK Parti Karabük Kadın Kollarından “İbn-i Sina Haftası” Etkinliği
Karabük’te Çıkan Yangında Kundaklama Şüphesi
Vali Oktay Çağatay, Safranova’da Safran Dikim Etkinliğine Katıldı
5000 Evler Bahçelievler Mahallesi Yeni Anaokuluna Kavuşuyor
31 Yaşındaki Uzman Çavuş Beylik Silahıyla Yaşamına Son Verdi
Tarım ve Orman Bakanı Yumaklı, AK Parti Karabük Teşkilatını Ziyaret Etti
