BİR TOPLUMDA AHLAKİ ÇÜRÜME SESSİZ KATLİAMDIR! (1)
Bir toplumda ahlâkî çürüme; ahlâkî, sosyal ve kültürel değerlerin yıpranması, insanlar arası ilişkilerde etkinliğini yitirmesi ile ortaya çıkan bir bozulma şeklidir. Bu sürecin önüne geçilmesinde din, kültür, örf ve âdetler etkin rol oynar. Dinî ve ahlâkî değerlerin zayıfladığı, dinin insanlar üzerindeki etkisinin azaldığı cemiyetlerde çürüme ve çözülmeler kaçınılmaz olur.
Sosyal çürümenin temel nedenlerine baktığımızda; ailenin, akrabalık bağlarının, komşuluk ilişkilerinin zayıflaması, bireyselleşmenin aşırı boyutlara ulaşması, kişisel menfaatlerin toplumsal çıkarların önüne geçmesi, dayanışma, paylaşma ve yardımlaşma gibi değerlerin yerini rekabet, yalnızlık ve bencilliğin alması dikkat çeker. Sosyal adaletsizlik ve gelir dağılımındaki dengesizlik de toplumsal çürümenin önemli nedenleri arasında yer almaktadır.
Sosyal çürümenin önüne geçmek için eğitim sisteminde ahlaki değerlerin etkinliğinin artırılması, aile yapısının güçlendirilmesi ve ekonomik adaletin sağlanması büyük önem arz eder. Ayrıca bireyler arası güveni artırmak için toplumda şeffaflık ve hesap verebilirliğin yerleşmesi şarttır.
Tarih boyunca toplumların yükselmeleri ve çöküşleri hep evrensel ilâhî yasalar çerçevesinde olmuştur. İlâhî yasaları önemsemeyen, peygamberleri yalanlayıp isyan eden, Allah’ın emirlerine karşı gelen, insanlara zulmeden, Allah’ın verdiği nimetlere nankörlük eden toplumlar Allah’ın azabına uğramışlardır. Bu toplumların dünyadaki azapları; medeniyet ve uygarlıktan geri kalmaları, ekonomik sorunlarla karşı karşıya gelmeleri, iç barış ve güveni kaybetmeleri ya da toplumun genel bir felaketle tarih sahnesinden silinmesi şeklinde olmuştur.
Toplumsal çürümeye yol açan davranışlar ve bu davranışların sonuçları hem Kur’ân-ı Kerîm’de hem de hadislerde sıklıkla dile getirilmiştir. Yüce Allah Kur’an’da“İnsanların kendi işledikleri(kötülükler) sebebiyle karada ve denizde bozulma ortaya çıkmıştır. Dönmeleri için Allah, yaptıklarının bazı (kötü) sonuçlarını (dünyada) onlara tattıracaktır.” (Rum Suresi 41) buyurarak insanların fiilleri sonucu yeryüzünün tabiî dengesinin bozulacağına işaret etmiştir. Bu fiziksel bozulmaya ek olarak sosyal hayatın da bozulması, insanın Allah’ın koyduğu yasaları göz ardı etmesinin ağır sonuçlarıyla karşı karşıya kalmasına yol açmaktadır.Günümüzde ortaya çıkan çevre kirliliği, iklim değişikliği, salgın hastalıklar ve doğal afetlerde yaşanan can kayıpları bu gerçeği acı sonuçlarıdır.
Toplumsal çürümeye yol açan hususların başında adaletsizlik ve zulmün yaygınlaşmasını görürüz. Hukukun düzgün işlemediği, adaletin sağlanmadığı ve suçluların hak ettikleri cezayı almadığı toplumlarda endişe ve huzursuzluk baş gösterir, adalete olan güven sarsılır, toplumsal çürüme böylece başlamış olur.
Hz. Peygamber (s.a.v.) insanlar arasında hüküm verirken herkese eşit davranır ve hüküm verme noktasında her zaman adalet ilkesini gözetirdi. Hükmü muhataba göre değiştirmez ve asla adam kayırmazdı. Suçlunun affedilmesi için aracı olanlara karşı tepki gösterirdi. Hz. Âişe (r.anhâ) anlatır: Kureyş kabilesinden bir grup insan, hırsızlık yapan Fâtıma adındaki kadını affetmesi için aracı olduklarında Resûlullah (sas) ayağa kalkarak bir konuşma yaptı ve şöyle buyurdu: “Sizden önceki insanların helâk olmalarının sebebi, aralarında ileri gelen (zengin) kimseler hırsızlık yapınca suçun cezasını vermeyip zayıf (ve fakir) kimseler hırsızlık yapınca ceza uygulamalarıdır. Bu canı bu tende tutan Allah’a yemin ederim ki, Muhammed’in kızı Fâtıma hırsızlık yapsa, onun da elini keserdim!” (Müslim-Hudud-9)
Hukukun kişiye özel işletilmesi ve adaletin belirli kimselere ayrıcalık tanıyacak şekilde uygulanması, adaleti ortadan kaldırır ve toplumsal düzeni bozar. Oysa İslam, hukukun herkese eşit şekilde uygulanmasını istemiştir. Bu konuda Sevgili Peygamberimiz (sas): “Allah’ın hadlerini (kanunî cezaları, size) yakın olan ve uzak olan herkese uygulayın. Sakın hiçbir kınayanın kınaması sizi Allah’ın hükmünü uygulama hususunda alıkoymasın!” buyurmuştur. (İbni Mâce-Hudud 3)
Adalet ve hakkaniyet sağlanmadan toplumsal barışın temin edilmesi mümkün değildir.Adaletin tesis edilmediği toplumlarda düzensizlik ve karmaşa hâkim olur. Bunun sonucunda insanlar arasında güven duygusu zayıflar, hak ve adalet beklentisi ortadan kalkar ve toplumsal bozulmanın önü açılır.
Emanetin ehline verilmesi, hiçbir konuda yalana tevessül edilmemesi gibi ahlaki bozulmanın önüne geçilmesinde etkili olan hususları müteakip yazılarımızda ele almaya çalışacağız. Güven ve istikrarın sağlandığı toplumlarda her birey kendi kişisel gayreti oranında hak ettiği yere ulaşacağına ve bu oranda kazanç elde edeceğine güvendiği zaman kimse torpil, iltimas gibi gayrimeşru yollara başvurma gereği duymaz. Hatta başkalarının haklarına tecavüz etmeyi kul hakkı olarak görür ve bir haksızlığa başvurmaya ihtiyaç hissetmezler.
Toplumsal huzur; adalet, eşitlik ve haklara saygı ile mümkün olurken, huzursuzluk; zulüm, adam kayırma ve hakların çiğnenmesiyle ortaya çıkar. Huzura giden en kısa yol hakkaniyetten geçer. İnsanları en çok hakkaniyetsizlikler huzursuz eder. Huzuru kendi dünyalarında bulamayan insanlar başkalarının da huzurunu bozarlar. Huzursuz insanları oluşturan toplumlar da huzura hasret kalırlar.


700 Üniversite Öğrencisine Farkındalık Eğitimi Verildi
700 Üniversite Öğrencisine Farkındalık Eğitimi Verildi
AK Parti Heyeti Basın Mensuplarıyla Buluştu
FATİH ÇAPRAZ “DİR KDV DÜZENLEMESİ ÜRETİM MALİYETLERİNİ ARTIRIYOR”
SAĞLIKLI ÇOCUK, SAĞLIKLI GELECEK
Başkan Köse’den 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü Mesajı
Karabük Valisi Adana’ya Merkez Valisi Karabük’e
Ferhat Salt’an Basın Açıklaması
