Meşguliyet hastalığı (busyness), hayatımızın anlamını kaçıran, kendimizden ve gerçeklerden kaçış anlamına gelen bir tür “modern uyuşturucu bağımlılığı”, hayatın problemlerinden uzaklaşmak isteyenlerin kullandığı en zararlı ve tehlikeli kaçış yoludur.
Bir Allah dostu yanındaki talebelerine mezarlığı gösterdi ve; “Evlatlarım bu mezarlık, Ben olmazsam olmaz, bütün işler yüzüstü kalır, her şey perişan olur diyen insanlarla dolu”demiş. Öleceğini bilerek yaşayan tek canlı insanmış, lakin o da hiç ölmeyecekmiş gibi yaşarmış.
Günün birinde bir kişi tedirgin halde, tedirginlikten şikâyet için doktora geldi. Yapması gereken çok işinin olduğunu, fakat kendisinin rahatsız, işlerinin ise beklemeye tahammülü olmadığını söyledi.
Doktor; Bu işleri başkası yapamaz mı? Ya da bir başkası size yardımcı olamaz mı? diye sordu. Adam; Hayır, onları sadece ben yapabilirim. Ben yapmazsam bütün işler kalır dedi. Doktor; o halde sana bir reçete vereceğim. Bu reçeteyi aynen tatbik edersen bu dertten kurtulursun diyerek yazdığı reçeteyi hastasına uzattı. Adam baktığında hayretini gizleyemedi. Reçetede; Her gün en az iki saat işi bırakıp yürüyüş yapacaksın ve haftanın yarım gününü bir mezarlıkta geçireceksin. Hasta sordu: Yürüyüşü anladım da bu mezarlık da ne demek? Doktor; Oraya gidip mezarlara bakmanı istiyorum. Orası kendini vazgeçilmez sanan insanlarla dolu. Sen de onlar gibi mezarlığa gömülünce, kendinden başkasının yapamayacağını zannettiğin işlerin, başkaları tarafından yapılmaya devam ettiğini göreceksin.
Modern kent yaşamında herkes kendince yoğun bir meşguliyet içinde. Öyle ki işsizler bile meşgulüm diyorlar. İnsanlar içine kapanmış, sosyal hayatları felç, tek kişilik dünyalarda çok meşgul oldukları iddiasındalar. Günübirlik basit işlerden başka bir şeyle meşgul olamaz hale gelmiş bir kitle oluşmuş. Kapitalist düzen insanları kendi sistemi içinde anlamsız ama canhıraş bir oyalanma yarışına sokmuş.
İnsanoğlu ciddi bir yoğunluk, derin bir yalnızlık ve hayati bir yanlışlık içinde. Kimse bu meşguliyetin meşruiyet boyutunu sorgulamıyor.Meşgul olduğunu zannettiği şeylerin dünyası ve ahireti adına ne anlam ifade ettiğini umursamıyor. Kesintisiz meşgul olma hallerinin süreç içerisinde zihnini, ruhunu, yüreğini ve sosyal yaşamını işgal ettiğini fark edemiyor. İmam Şafii hz. nin şu hayati uyarısını hatırlamak gerekiyor: “Sen kendini Hak ile meşgul etmezsen, batıl seni işgal eder.’’
Çoğu zaman boş, bayağı ve batıl işlerin istilasına maruz kalıyoruz. Savruluyor, sorumluluk alanlarımızdan kopuyoruz. Ataullah İskenderi şu hikmetli tespiti ile kendimizi sorgulamamızı tavsiye ediyor: “Allah katında değerini bilmek istersen, O’nun seni ne ile meşgul ettiğine bak.’’
Samimi şekilde kendimize soralım; Kavgamız, sevdamız, tasamız, telaşımız, korkumuz kim için ve ne adına? Tercihlerimizde kendimizi haklı çıkaracak argümanlar elbette bulabilir, kendimizi ikna etmiş de olabiliriz. Lakin Rabbimiz bizi bizden daha iyi biliyor. Mesaimiz, meşguliyetimiz O’nun rızası ile örtüşmüyorsa bize emanet edilen sınırlı ömür sermayemizi heder ediyoruz demektir.
Gerçekten bunca yoğunluk, bunca meşguliyet ile kime ve nereye yatırım yapıyoruz? Hangi amaçla kendimizi bu kadar yıpratıyoruz? Bu yoğun tempoyu körükleyen sadece egomuz ve arzularımız ise vay halimize. Konfor, kariyer, koltuk, kapital çukuruna düşenler bunu kolay kolay göremezler. Allah’ın verdiği yeteneklerimizi, enerjimizi, kabiliyet, zekâ ve becerimizi hangi mecralarda heba ettiğimizi iyi hesap etmemiz gerekiyor.
Kendi hüsranımızı kendi elimizle hazırlamayalım. Toplumsal sorumluluklarımız, kulluk görevlerimiz, kardeşlik hukukumuz başka bahara kalmamalı. Ömür emaneti insana bir kere veriliyor. Dertli ve dava kaygısı taşıyan Müslümanlara ve ortamlara vakit ayırmalıyız. Bizi besleyecek, bilinçlendirecek, bileyecek okumalara önem vermeliyiz. Bizi kendimize getiren sohbet meclislerini ajandamıza yeniden kaydetmeliyiz. Evet çok meşgulüz lakin ibadetlerimiz sallantıda. Sünnetleri, nafileleri ihmal ediyor, farzlarda bile zorlanıyoruz. Bu anlamsız meşguliyetlerimiz mezardan önce mutlaka son bulmalı.
Mezarlıkları sık sık ziyaret etmek bu anlamda evet çok işe yarar. Hasta ziyareti, cenaze, taziye, düğün, akraba ziyareti, cami, sosyal faaliyetler, insani yardımlar hayatımızda daha çok yer almalı. Peygamber Efendimiz (sav):“Allah kuluna hayır murat ederse(onu severse) onu istîmâl eder” dedi. Sahabe: “Ya Resûlallah, onu nasıl istîmâl eder?” diye sorunca; “Onu ölümünden önce salih ameller yapmaya muvaffak kılar.” (Tirmizi) buyurdu.
Bir ölümlük halimiz var, bin ömürlük emel peşinde koşuyoruz. İmam-ı Gazzali’nin “Kişinin meşguliyeti ne ise kendisi de odur” sözünü büyükler şöyle açıklıyorlar: Allah katında değerinin ne olduğunu bilmek istiyorsan, meşgul olduğun şeye bak. Aslında insanlar asla söyledikleri kadar meşgul değildirler. İnsanların öncelikleri var ve bazı insanların önceliklerinde sıra sorumlu oldukları şeylere gelmiyor. Yaşantıda öncelikler değişince, sorumluluklar ikinci plana atılırsa Allah insanları anlamsız şeylerle meşgul ediyor ve o insanlar ömür sermayelerini anlamsız şeylerde tüketiyor.
Annesine, babasına, hatta arayan gardaşına bile zaman ayıramayan günümüz insanının acınacak meşguliyeti yürek burkuyor. Daha yemeğimi yiyip doyamadım, Şimdi para geldi alıp sayamadım, Hava çok güneşli hasır yayamadım, Meşgulüm gardaşım sen sonra ara.İnanmazsın ama toplantıdayım, Zamanım yetmiyor saplantıdayım, İşler ters gidiyor sallantıdayım, Meşgulüm gardaşım sen sonra ara.


Hutbe Okuma Yarışması 4. Bölge Finali Gerçekleştirildi
Hutbe Okuma Yarışması 4. Bölge Finali Gerçekleştirildi
Fatih Çapraz Yazılı Bir Basın Açıklaması Yayımladı
Safranbolu’da Halkın Ekmeği İçin Temel Atıldı
Karabük’ün 89. Kuruluş Yıl Dönümü Etkinlikleri Çelenk Sunum Töreni ile Başladı
MUSTAFA ÇELENLİ YAZDI “ YALNIZ KUŞ YUVA YAPMAZ, YALNIZ TAŞ DUVAR OLMAZ”
Geleceğin Yıldızları Keşfediliyor
KARABÜK’TE KORKUNÇ OLAY: EŞİNİ AV TÜFEĞİYLE VURDU
