Her ne kadar İsmet Özel; “Kafa karışıklığı iyidir, hiç değilse insan bir kafasının olduğunu anlar” dese de Kafa karışıklığı günümüzün adı konulmamış yeni ve salgın bir hastalığıdır. Birey, aile, toplum, kurum, kuruluş, devlet olarak çok yaygın bir kafa karışıklığı sürecini yaşıyoruz.
Aslında kafa karışıklığı zihinlerin baskı altında olduğunun bir belirtisidir. Bu illette müptela olmayanların sayısı her geçen gün azalıyor. Gençlerin kafası karışık. Gençler konusunda yetişkinlerin kafası karışık. Evlenme konusunda evlilik çağında olanların, çocuk yapma konusunda anne adaylarının, hülasa herkesin bir şekilde kafası karışık. Kafa karışıklığı doğru yönlendirilemezse, bireysel ve toplumsal travmaların sebebi olabilir.
Ekran hocaları kafa karıştırma görevlerini oldukça maharetle yapıyorlar. Uzmanlar uzun yorumları ile zihinleri yormaya devam ediyorlar. Kimi aydınlarımızın kendilerine biçtikleri misyon sanki kafa karıştırmak. Kafa karıştırıcı cümleler kurmayı entelektüel olmanın olmazsa olmazı olarak görüyorlar. Konuşmalarının sonunda dinleyenlerin kafasında sadece bir soru işareti bırakabilmeyi konuşmalarının gayesi yapmışlar. Siyasiler bir taraftan, sanatçı geçinenler bir taraftan, sosyal medya bir taraftan sürekli zihinleri baskılıyor ve insanların kafasını karıştırıyor. Bir okuma disiplini olmadığı için midir bilinmez ama çok okuyanların kafası daha çok karışık.
Kafa karışıklığımız gün geçtikçe kronikleşiyor ve her gün biraz daha artıyor. Bu durumda karar vermekte zorlanıyor, verdiğimiz kararlarda bile kararlılık gösteremiyoruz. Pek çok kavram ve konuda zihinlerimiz allak bullak. Sorunlarımıza kafa yorup düşünmek, çözüm üretmek yerine kafa karıştırıcı tartışmalarla ömrümüzü tüketiyoruz. Dinin kesin hükümlerinde sebat etmek gerekirken, nerede kafa karıştırıcı bir teferruat varsa o daha fazla ilgimizi çekiyor.
Bu ülkedeki siyasal/toplumsal/hukukî sorunların kökeninde iflah olmaz bir kafa karışıklığı yatmaktadır. Kafa karışıklığının kökeninde ise Tanzimat’tan bu yana yaşanmakta olan Kültür Emperyalizmi ve kültürel kırılmalar vardır.
İslâm’a ilişkin kavramların, aynı kelimelerle ifade edilen Batı kavramlarıyla karşılaşıldığında, aynı anlama geldiğinin sanılması söz konusu kafa karışıklığının önemli nedenlerinin başında geliyor. Özgürlük, insan hakları, din ve vicdan özgürlüğünün kutsal ve dokunulmaz sayılması vb. günümüz siyaset ve hukuk literatüründe yer bulan kavramların, sözlük karşılığının aynı kelimelerle ifade edilmiş olması, kafa karışıklığını pekiştirmeye yarıyor. Mesela Yahudi literatüründe insan hakları denilince karşılığına konulan insan Yahudi’dir. Diğer insanlar için böyle bir hak söz konusu değildir. Çünkü onlara göre diğer insanlar insan değildir. Bir kavramın çevresinde dolanan bütün bu anlam ihlallerinin fakına varmadan akıl yürütmeye kalkışmak karşımıza tam bir dar kafalılık profili çıkarıyor.
Karışık kafa ile sorunlara çözüm üretilemez, hedefe yürünemez.Kafa karıştıkça zihin bulanık görmeye, basiret kararmaya başlar. Kontrol altına alınmazsa işin ucu bunalıma kadar gider. İnsanız, doğal olarak kafamız karışabilir. Farklı görüşler, anlayışlar, yorumlar olabilir. Bu farklılıklara tahammül etmek gerekir. Lakin arada kalma, araştırmama, düşünmeme sorunu yaşıyorsak bu durum tedaviye muhtaç bir hastalık belirtisidir. Tefekkürden, tetkikten, tenkitten uzak, şüpheci ve çarpık bir kafa ile yaşamı sürdürmek çok basit ve garip bir ilkelliktir.
İnancımızla yaşamımız arasındaki çelişkileri gidermeden bu kafa karışıklığından kurtulmamız mümkün değildir. Yaşımız ilerledikçe taşların yerine oturması, kafa karışıklığından kurtulmamız gerekirken sanki bu illet bizimle mezara gidecek ya da sonraki kuşaklara bırakacağımız en kötü mirasımız olacak.
Aslında basiret ve ferasetle yerli yerinde sorunlarımızı düşünebilsek, kendimizi doğru konumlandırıp doğru ifade edebilsek, birlikte yürüme zeminimiz daha da güçlenecek ve kendimize en büyük iyiliği yapmış olacağız.
Bizim tefekkürü, sahih bir ilim, hikmet ve irfan ile yoğuracak irade ve idrake ihtiyacımız var. Vahiyle aydınlanmış zinde bir zihin, oturmuş bir zihniyet, güçlü bir şahsiyet, güzel bir aidiyet ile sağlam bir ümmet olmamız durumunda bu bunalımları aşabilir, zihinsel kirliliği, ruhsal yorgunluğu atabiliriz. Öncelikle kafa karışıklıklarını giderecek bir gayret lazım. Aksi takdirde karışık kafalar zamanla kalınlaşıyor ve kabalaşıyor. Bunun sonucu olarak insanımızda istikrarsızlık, isabetsizlik ve isteksizlik baş göstermeye başlıyor. Böylece istikametini kaybeden nesillerin sebebi de biz oluyoruz.
Yol haritamız; “Kendisinde hiçbir şüphe bulunmayan şu yüce kitap (Kur’an), muttakiler için yol göstericidir.” (Bakara, 2) ayetinin işaret ettiği istikamet olmalıdır. Bu olmazsa sağlıklı sonuca gidemez, bunalım ve buhranlardan kurtulamayız. Takva olmadan, Kur’an’a tutunmadan, Allah’a sığınmadan kurtuluşa eremeyiz. İnsanız, aciziz ve zayıfız. Allah korusun çok çabuk tükenir, çok kolay heder oluruz.


Karabük Bilim Merkezi’nde Ara Tatil Atölyeleri Başlıyor
Karabük Bilim Merkezi’nde Ara Tatil Atölyeleri Başlıyor
Karabük’te Cuma Namazı Kılarken Rahatsızlanan Vatandaş Hayatını Kaybetti
Uluslararası XCEL Matematik Olimpiyatları’nda Karabük BİLSEM Başarısı
Radara Yakalanmayayım Derken Kazaya Sebep Oldu
Korkma! Gençliğin Ruhu Burada
DOFER HASIRÇELİK TOPLU İŞ SÖZLEŞMESİ İLK 6 AY İÇİN % 28 ZAM ALINARAK İMZALANDI
YENİDEN REFAH PARTİSİ KADIN KOLLARINDAN 8 MART’TA ÇİÇEKLİ KUTLAMA
