Kapitalizm merkezli değerler hakimiyet alanlarında insanları kültürsüzleştirmiş, kimliksizleştirmiş, toplumları bozulmaya, hatta çürümeye mahkum etmiştir. Öyle ki, insan, kalabalıklar içinde yalnız kalmış ve unutulmuştur. Toplumlar ise kendi çıkarlarını önceleyen, giderek ortak paydaları azalan insanların oluşturduğu kuru kalabalıklar haline gelmiştir.
Modern kapitalizm insanları hırçınlaştırmış, başkalarına güvenmeyen ve tahammül edemeyen bireyler haline getirmiştir. Amansız rekabet, sınır ve ilke tanımayan kazanma arzusu, kişisel başarı ve menfaat tüm değerlerin önüne geçmiştir. Hal böyle olunca kanaat, helal kazanç, doğruluk, merhamet, cömertlik, vefa gibi ahlaki erdemler başarının önünde birer engel olarak algılanır olmuştur. Ahlaki erdemlerin engel sayılması ise hırs ortamının oluşmasının yolunu açmıştır. Asıl tehlike de bundan sonra başlamıştır. İnsanlar, hırs ortamlarında içinde bulundukları durumu sorgulama yeteneğini kaybetmiş, oluşan zemin şiddet kültürünün önünü açmıştır.Erdemli oluşumlara dönülmediği takdirde böyle toplumların ayakta kalması mümkün değildir. Kur’an’ın yarısından fazlasını oluşturan geçmiş kavimlerin kıssalarına bakıldığında; helak olmuş kavimlerde önce düşünce dünyasında bozulma, ardından bilgi ve bilinçte tahrifat, onun ardından imanda zafiyet ve sonra da ahlaki bozulma yaşanmıştır. Ahlaki bozulmayı yaşayan kavimler ise siyasal, sosyal ve ekonomik yönden çökmüşler, tarih sahnesinden silinmişlerdir.
Modern kapitalizmin dünya tasavvuru üç ana unsur üzerine kuruludur: Bireysel akılcılık, seküler ahlak ve hümanizm. “Bireysel akılcılık”, geleneği ve tarihi değerleri özgürlüklerin önünde engel olarak görür ve reddeder. Bu şekildeki bir bireycilik anlayışına İslam dini asla yer vermemiştir. Bizim inancımıza göre insan sosyal bir varlıktır, başkalarıyla bir arada yaşadığı takdirde kendisini gerçekleştirebilir, insan olmanın farkındalığını ve mutluluğunu yaşar. İşte ancak o zaman bir medeniyet ortaya çıkabilir. Batı düşüncesi, bireysel aklı aşan ortak inançları reddeder. Din ile araya mesafe konulması da bu nedenledir. Batı düşüncesinin seküler kimliği Hıristiyanlığın değiştirilmiş teolojisine dayanır.
Modern kapitalizmin ikinci ayağını “seküler ahlak” oluşturur. Seküler ahlak, dinden sıyrılmış, sadece bu dünyaya özgü, metafizik temellerden yoksun bir ahlak anlayışıdır. Bu nedenle seküler ahlak zamana ve coğrafyalara göre değişkenlik göstermekte, sürekli yeni tanımlamalara ihtiyaç duymaktadır. Bu durum seküler ahlakın bir çıkmaz sokak olduğunun göstergesidir.
Modern kapitalizmin ve onun ahlak tasavvurunun üçüncü ayağı kabul edilen “hümanizm”, insanlara bir yeryüzü cenneti sunma hayalidir. Bu yaklaşıma göre insan nefsinin ve arzularının isteğine göre yaşayacak, ahlak, kural tanımayacak, hazlarını tatmin dışında bir derdi olmayan hayvani bir hayatın peşinden koşacak ve böylece mutluluğu elde edecektir.
Halbuki toplumların huzur ve mutluluğu için kurumsal oluşumlara, insanlar arası ilişkilere, adalet ve eşitlik ilkelerine dayanan bir ahlak öğretisine ihtiyaç vardır. Olması gereken; ahlaki değerlerin bireysel tercihlere bırakılmadığı, nefsin arzularına göre biçimlenmediği bir sosyal yapının, insan ilişkilerinin ortaya çıkmasıdır. Böyle bir yapı sağlandığında insanlar ahlaklı ve erdemli olmayı bir yük olarak görmezler. İşte o zaman ahlak, kitaplardan öğrenilen değil içinde yaşanılan bir yaşam biçimi, bir dünya tasavvuru olur. Böyle bir ahlaki ortam geçmişte yaşandığı gibi bugün de yaşanabilir. İslam medeniyeti bu nedenle bir ahlak medeniyeti, mutlak doğruların medeniyetidir. Mutlak doğruların kaynağı ise İslam Dinidir
Müslümanlar yorum, değerlendirme ve eleştiri yaparken varlıklar ile Allah arasında yaratıcı- yaratılan anlamında aktif ve aktüel bağlar kurmalıdırlar. Hiçbir varlığın, oluşun Allah’tan bağımsız değerlendirilmesi doğru değildir. Ahlak da Allah’a kaşı sorumluluklarımız ve onun emir ve tavsiyeleri bağlamında ele alınmalıdır.
Çözüm, Müslümanların ilkeli duruşundadır. Aksi halde hiçbir çağrının, yol haritasının yararı olmayacaktır. Bir toplumda kötülükler hâkimse kötülüklerle mücadele etmeyenler de en az kötülük yapanlar kadar sorumludurlar. Böyle bir toplumda ahlaki çürüme başlamış demektir. Ahlaki çürümenin ardından siyasal, sosyal, kültürel, ekonomik bozulmaların, çözülmelerin, krizlerin yaşanması kaçınılmazdır.
Adaletsizlik, haksızlık, yolsuzluk, yozlaşma… Bunlar, toplumsal yaşam ortamını ağırlaştıran, insanların ruhunu yoran kelimelerdir. İyilik yapma cesaretini korumak, ruhsal sağlığın temel ihtiyacıdır. Araştırmalar, değerler temelli yaşam biçiminin depresyon ve tükenmişlik riskini azalttığını ortaya koymaktadır. Yani iyi kalmak, yalnızca başkaları için değil, kendimiz için de yaşamsal bir ihtiyaçtır.
Her insan ölümün hak olduğunu, öldükten sora bedenlerinin çürüyeceğini biliyor ve bundan korkuyor lakin, çoğu insanın ruhu gövdesinden önce çürüyor, nedense kimse bununla ilgilenmiyor ve korkulacakların en korkuncu olan bu durumdan kimse korkmuyor…


225 Köy Yolu Ulaşıma Açıldı
225 Köy Yolu Ulaşıma Açıldı
KARABÜK TSO BAŞKANI FATİH ÇAPRAZ ARALIK AYI ÇALIŞMALARINI DEĞERLENDİRDİ
Cenk Gedikoğlu’nun Yeni Yıl Mesajı
İrfan Topçu’nun Yeni Yıl Mesajı
Fatih Çapraz’ın Yeni Yıl Mesajı
Çiftçiler Ağaç Ürünleri Yeni Yıl Mesajı
Şeker’a Market Yeni Yıl Mesajı
